131Kişi Şuanda Sohbet Ediyor

Hemen Sohbete Başlayın, Yeni Arkadaşlar Edinin...

BLOG : SU İÇERKEN İYİ DÜŞÜNMELİ !!

SU İÇERKEN İYİ DÜŞÜNMELİ !!

Sesli Sohbetin yeni adi olan Seslifree yayinda sevgili dostlarini bir araya getirmek icin acilan chat ortami yenilikleri ile sizleri karsinda göremekden onur duyar sohbetin ve mekanin yeni adresi olan sesli free herkezi bekleriz.

SONUNA KADAR OKURMUYUZ

Su İçerken İyi Düşünmeli​ Adam, kurumuş bir eriğe dönüşmüş olan   dilindeki acı tadı biraz olsun giderebilmek için yutkunmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Çünkü gırtlağı içi kum dolu bir boru gibiydi. Saatine baktı, “Daha üç saat var,” diye geçirdi içinden. Üstelik 41 derece sıcaklıkta; tozlu topraklı, kavisli, engebeli bir yolda tıkış tıkış bir minibüsle aşması gereken 50 kilometre vardı önünde. Okumaya çalıştığı kitaba bile adapte olamıyordu.​

Her gün işe gidip geldiği bu yol öyle büyümüştü ki gözünde… Asil Turk - “Sahurda bu kadar zeytin yememeliyim,” diye düşündü. Bir haftadır ilk kez bu kadar zorluyordu oruç onu. Zamanı biraz hızlandırabilmek için uyumaya karar verdi. ​

Ama oldum olası beceremezdi seyahat ederken uyumayı; hem de bu sıcakta ve kalabalıkta… Üstelik susuzluğu o derece artmıştı ki gözünü kapattığı an su geliyordu aklına. İşte yine görüyordu suyu. Ama bir dakika; bu kez sesini de duyuyordu.​

Gözlerini açtı. Ne o tozlu yolu ne de o ter kokan minibüsün kalabalığını görebildi. Bir yamaçta, bir hurma ağacının gölgesinde ayakta duruyordu. Karşısında, yeşilin her tonundan ağaçların ve kayalıların arasından dökülen bembeyaz bir şelale vardı.​

Suyun serinliğini ve uçuşan zerrecikleri o mesafeden bile yüzünde hissedebiliyordu. Biri küçük, diğeri büyük iki akıntıdan oluşan, yer yer sarıya çalan karbeyaz bir doğa harikası! Ama onu asıl cezbeden bu muhteşem manzara değil, suya olan özlemiydi.   Koşarak indi yamaçtan aşağı inen yolu. ​

Bodur ağaçlar, yosunlanmış taşlar arasından düşe kalka koşarak su kenarına geldi. Kayalardan dökülürken süt gibi gözüken su, kıyılara gelince çamur kahverengisine dönüşmüştü. Ama adam o kadar susuzdu ki, suyun rengini dert edecek değildi.​

Dizlerinin üstünde emekleyerek kıyıya geldi, avuçlarını suya daldırdı, tam ağzına götürecekken kulaklarının o güne kadar şahit olduğu en güzel insan sesini işitti. Başını sesin geldiği yöne, şelalenin tepesine çevirdi. Büyük ve küçük akıntının tam ortasındaki kayanın üzerinde siyah bir adam ezan okuyordu.​

Su avuçlarından döküldü, ezan bitene kadar büyülenmiş gözlerle siyah adama baktı.​

Kamaşan gözlerini kırpıp tekrar siyah adamın durduğu kayaya doğru baktı. Ama adam gitmişti.   Gözüyle karşı kayalıkları taradı ama yoktu; aniden kayıplara karışmıştı.​

“Habeşistan’a hoş geldin!”​

Arkasından gelen sesle irkildi ve ani bir hareketle geriye döndü. “Ha-Habeşistan mı?” Siyah derili ama nur-u pak yüzlü adam inci gibi dişlerini göstererek gülümsedi.​

“Evet, Habeşistan. ​

Ama sizin bildiğiniz adıyla Etiyopya.”   “Ama ben buraya nasıl geldim? Daha bir dakika önce bir minibüsün içindeydim?” ​

Nur damlayan siyah yüz tekrar gülümsedi.​

“Suyu o kadar büyük bir aşkla istedin ki, Allah-ü Teala seni buraya getirdi.” Başıyla su kıyısını gösterdi, “İç hadi!” Adam, şaşkınlık ve korku karışımı bir duyguyla avuçlarını tekrar suya daldırdı. Başını elleri hizasına getirip içmeye hazırlanıyordu ki avuçlarındaki kuruluğu fark etti. ​

Kum, sadece kum ve kurumuş çamur parçaları vardı ellerinde ve su yatağında.​

Gözlerini çevirip şelaleye doğru baktığında da boz kayalıklar ve kurumuş ağaçlar gördü. Şelale buhar olup uçmuştu sanki... “Ama… Şelale nereye gitt..” diyecekti fakat siyah adam da yanında değildi artık.   Gür sesi, karşı kayalardan gelip dağlarda yankılandı:​

“Buralarda artık ne su ne de ekmek var. ​

Somali, Kenya, Etiyopya… Siz aşınızı, işinizi beğenmezken; tonlarca ekmeği çöpe dökerken; suyunuzu israf edip, kıymetini bilmezken buralarda insanlar, açlıktan ölen çocuklarını elleriyle kumlara gömüyor. Yaşayanlar da canlı bir cesetten farksız. Allah için kardeşlerinize yardım edin!”​

Son cümlesini bitirdi ve gökten iki çift kanat indi siyah bedeninin üzerine. Kanatların arasında fani gözlerin görebileceği en güzel, ışıl ışıl yanan varlıklar vardı. Siyah adamı koltuklarından tuttukları gibi gökyüzüne uçurdular. “Dur, gitme! Kimsin, bari adını söyle!” diye başını göğe kaldırıp, siyah adama doğru bağırdı.​

Koyu derili nurlu yüzü ve gülümseyen pırıl pırıl dişleri o mesafeden bile seçebiliyordu.​

“Adım Bilal!” diye gürledi sesi semada. “Yediğiniz her lokma ekmekte ve içtiğiniz her yudum suda açlıktan ve susuzluktan kırılan torunlarımı hatırlayın.” Elindeki kitabı düşürmek üzereyken sıçrayarak uyandı. ​

Buram buram terlemiş alnını kravatına sildi. Nefesini kontrol altına almaya çalıştı ve camı araladı. İçeriye dolan tozu görünce tekrar kapattı. “Neydi bu şimdi?” diye düşünürken gözü tekrar kitaba kaydı.​

''İmam Hüseyin (a.s) bir damla su içmeden Fırat’ı terk ederek çadırlara yöneldi. Kılıç sallayarak o alçak insanları dağıttı ve bir kere daha Ehl-i Beyt’ini teskin ederek şöyle buyurdu:''​

“Zor ve gamlı günler için hazırlanın ve bilin ki, Allah Teala sizin koruyucunuzdur; sizi yakın bir zamanda düşmanların şerrinden kurtaracak, akibetinizi hayır kılacak ve düşmanınızı çeşitli azaplara düçar kılacaktır. ​

Bu zorluk ve musibetlere karşılık çeşitli nimet ve kerametler bağışlayacaktır. Öyleyse şikayet etmeyin ve değerinizi düşürecek şeyleri ağzınıza almayın.”​

Adam, susuzluğunun gittiğini hissetti

 

 

03 May 2017 248 Görüntüleme

YORUMLAR

YORUM YAP


Yorumu Gönder